ULUSAL FELAKET: YILBAŞI VE NOEL KUTLAMASI

Dindışı eğlence | ULUSAL FELAKET: YILBAŞI VE NOEL KUTLAMASI

 

Muhammed Yazıcı // İlim Dergisi 3.sayı Ocak 2012 

 

Bugün ümmetin karşı karşıya olduğu, hatta içine düştüğü en büyük tehlike, fert ve toplum olarak Batılı hayat tarzını taklit etmek; dünya görüşünden giyim kuşama kadar, tepeden tırnağa Batılaşmak denilse abartı olmaz. Aslında bu tehlike sadece ümmeti Muhammet için geçerli değil. Kendi değerlerine bağlı, kültür ve geleneğiyle varlık alanında beka iddiası taşıyan Batı dışındaki her toplum için aynı tehlike söz konusu. Batılaşmak demek, düşünceden gündelik yaşantımızın en küçük ayrıntısına kadar hayatımızın her alanına Batılı değer yargılarının hâkim olması ve güzel-çirkin, iyi-kötü, doğru-yanlış gibi yargılara bu değerleri merkeze alarak karar vermektir. Yeme içmeden şehirleşmeye, din algısından hayat telakkisine kadar bir baştan bir başa bütün yaşantımız Batılaşmış durumda.

Batıdan sorgusuzca ithal ettiğimiz şeylerden bir tanesi de özel gün kutlamaları. Kuruluş günü, kurtuluş günü, doğum günü, ölüm yıldönümü vs… Bunların en başında da yılbaşı kutlaması ve Noel geliyor. Yılbaşının ne dini ne milli bizim kendi öz değerlerimizle uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Yılbaşı ve Noel bizdeki bayramlar gibi Hıristiyan âleminin kutsal saydığı dini bir bayram günüdür. Dinin hayatın bütün alanlarından çekilip vicdanlara hapsedilmesini telkin eden ve bu anlayışı kendi dışındaki dünyaya model olarak ihraç eden bir uygarlık, peygamberlerinin doğduğu günü (!) takvim başlangıcı kabul ediyor ve baştanbaşa bir millet o günü bayram olarak kutluyor. Diğer milletler de çağdaş olma, uygar görünme adına kendi değerlerini bir kenara atıp bu günü onlardan daha çılgınca kutluyor. Tablo akıllara durgunluk verecek kadar garip ve bir o kadar da dehşet verici değil mi?

Dinin başkalarını taklide bakışı

İslam başka milletleri taklit etme meselesini bir izzet ve zillet meselesi olarak görmüştür. Çünkü taklit etmek, takdir etmektir. İnsan ancak sevdiğini ve kendinden üstün gördüğünü taklit eder. Allah Resulü Aleyhisselam “Zillet ve küçüklük benim emrime muhalefet edenlere takdir edildi. Kim bir kavme benzemeye çalışırsa o onlardandır.” buyurmuştur. (Farklı varyantlarla Ebu Davud, İbni Ebi Şeybe, Tabarani) Başka milletleri taklit ederek başkalaşmış kimse ümmeti Muhammet olma vasfını kaybetmiş, zillet bataklığına saplanmış olduğunu söylemek ister. Çünkü “İzzet Allah’ın Resul’ünün ve müminlerindir.” (Münafikun suresi, 8) Gayri Müslimleri taklit etmek ve onların bayramını bayram etmek bir kenara, Kuran ikisi de aynı anlamı ifade etmesine rağmen Yahudilerin kullandığı “raina” kelimesini Müslümanların kullanmamasını, bunun yerine “unzurna” demelerini emretmiştir. (Bakara suresi, 104) Bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Dost edinmeyin sizden olmayanları. Onlar size zarar vermekte kusur etmezler. Sıkıntıya düşmenizi arzu ederler. Kin saçar ağızları. Kalplerinde gizledikleri ise daha beterdir. Açıklamış oluyoruz size ayetleri, eğer düşünüyorsanız.”  (Al-i Imrân suresi, 118)

Hayatın bütün alanlarında gayri Müslimleri taklit etmek, hayat tarzımızı onların iradesine teslim etmek bir kenara, İslam ibadette bile gayri Müslimlere benzemekten şiddetle kaçındırmıştır. Mesela işrak vaktinde namaz kılmak bütün fukahânın ittifakıyla mekruhtur. Çünkü Efendimiz (a.s.) “Gerçekten, güneş şeytanın iki boynuzundan doğar ve kâfirler bu vakit ibadet ederler.” buyurmuştur (Sahih-i Müslim, Kitabu Salat’il-Müsafirin ve Kasriha) Bu vakitte namaz kılan kimsenin kâfirlere benzeme gibi bir maksadının olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Kaldı ki bugün güneşe tapan bir milletten söz etmek de neredeyse mümkün değil. Fakat buna rağmen bu vakitte dinin en temel ibadeti sayılan namaz bile kâfirlere benzeme ihtimaline binaen nehyedilmişse, kâfirlere benzemenin ne anlama geldiği çok açık olsa gerek. Bu mesele aynı zamanda “ben kâfirleri taklit etmek için değil, sadece eğlenmek için yılbaşı kutluyorum” diyenler için de önemli mesajlar taşır.

Tarihî çerçeve

Aslında yılbaşının ve Noel’in Hıristiyanlıkla ve Hz. İsa ile hiçbir alakası yoktur. Hz. İsa’nın doğumundan çok önce güneşe tapan putperestler, tanrı saydıkları güneşin her gün biraz daha erken kendilerini terk etmesine üzülürlerdi. 25 Aralık’ta günler tekrar uzamaya başlayınca, güneşin kendileri ile kalmaya razı olduğuna sevinerek kutlamalar yaparlardı. Bu kutlamalar sırasında dans ederler, içki içerler ve ışıklandırma yaparlardı. Ayrıca hindi kesme, domuz başı ve kaz kızartması yemeyi de gelenek haline getirmişlerdi. Bir de aralarında çeşitli hediyeler verirlerdi. Ayrıca güneşe tapan ve kurtarıcı tanrılarının kış başlangıcında doğduğuna inanan diğer putperest milletler de vardı. Bunlar da Julian takvimine göre kış başlangıcı kabul edilen 25 Aralık’ta kutlama törenleri yaparlardı.

Hz. İsa’nın doğum günü kesin olarak bilinmediği için ilk Hıristiyanların Hz. İsa’nın doğumu için kutladıkları özel bir gün yoktu. Bu sırada Roma İmparatorluğunun her yerinde güneşe ve putlara tapılıyordu. Roma İmparatoru Büyük Konstantin, putperest iken miladın 313 senesinde Hıristiyanlığı kabul etti. Putperestlikten gelen birçok âdeti de Hıristiyanlığa soktu. Bu çerçevede güneş tanrısının doğum günü kabul edilen 25 Aralık’ı yılbaşı kabul etti. Hz. İsa’nın kurtarıcı tanrı olduğuna inanan Hıristiyanlar da Hz. İsa’nın 25 Aralık’ta doğduğunu kabul ettiler. Sonunda bu geceyi miladi yılbaşı ve Noel olarak her sene kutlamaya başladılar.

Hz. İsa’nın doğum günü olarak 25 Aralık’ın seçilmesi, III. yüzyıl başlarında Hz. İsa’nın ölüm tarihinin 25 Mart olarak tahmin edilmesine dayanır. Hz. İsa’nın doğumu 6 Ocak’ta, müneccim kralların tapınması ve Hz. İsa’nın vaftizi ile birlikte kutlayan Doğu Hıristiyanlığında 25 Aralık tarihini Aziz Lonnes Khrysos benimsemiştir. Buna karşılık Ermeni kilisesi Noel’i hiçbir zaman kabul etmemiş ve Hz. İsa’nın doğumunu 6 Ocak’ta kutlamayı sürdürmüştür.

Fıkhî çerçeve

Konuyla alakalı fıkıh kaynaklarımızdan el-Fetava es-Suğra’da şöyle denilmektedir: “Kim Nevruz günü, daha önce hiç satın almadığı   bir şeyi   sadece   Nevruz’u   kutlamak için satın alırsa, kâfir olur.” (Fıkh-ı Ekber Şerhi, 186) Tetimme adlı kitapta Ebû Hafs el-Kebîr  el-Buharî’den şunlar rivayet edilmiştir: “Bir kimse elli sene Allah’a ibadet etse, sonra Nevruz günü gelse ve bugüne saygı için müşriklere bir şey hediye etse, Allah’a küfretmiş ve elli senelik ibadetini yok etmiş  olur. Bir kimse Nevruz günü kâfirlerin toplandığı yere giderse kâfir olur. Çünkü bu, küfrünü  ilân etmektir.” (İmam-ı Azam, Fıkh-ı Ekber, Aliyyü’l-Kari  Şerhi,  s. 345.  Çağrı  Yay.)

Ömer bin Hattab’dan (r.a.) nakledilir ki: “Farisilerin konuşma tarzlarını öğrenmeyin ve müşriklerin bayramlarında onların kiliselerine girmeyin. Bunu yapanın üzerine azap iner.” Yine Abdullah bin Amr’dan (r.a.) rivayet edilir ki: “Her kim onların yılbaşı ve diğer kutlamalarına uyup taklit eder ve o hal üzere ölürse, tövbe etmeden, ahiret gününde onlarla bir arada dirilecektir.”

Hanefi âlimlerinden Molla Aliyyü’l-Kari  diyor ki: “Kim Nevruz günü bir kâfire bir yumurta hediye ederse, kâfir olmuştur. Çünkü bu davranışıyla kâfire küfründe ve sapıklığında yardımcı olmuş, onları teşvik etmiştir veya bu hediyesiyle onlara benzemiştir.” Abdullah b. Amr’ın şu sözü de bu ana fikri destekler: “Kim müşriklerin semtinde ev yaparsa, (oturursa), onların Nevruz ve Mihrican bayramlarını be­nimseyip kutlarsa ve ölünceye kadar onlara özenir, onları taklit ederse, kıyamet günü onlarla birlikte haşrolur.”

Sonuç

Gayri Müslimlere benzememek için başındaki sarığı çıkartmaktansa idam edilmeyi göze almış bir neslin ahfadı olan koca bir milletin yılbaşı geceleri sabahlara kadar çılgınca eğlenen, utanılacak rezil durumlara düşen hali içimizi sızlatacak mahiyettedir. Yılbaşı kutlama meselesine nereden bakarsanız bakın, bir Müslüman için felaketlerle doludur. İslam’ın kesin olarak yasakladığı içki, kumar ve fuhuş gibi büyük günahların tamamının bir gecede irtikâp edildiği başka bir zaman dilimi gösterilemez. Birçok genç alkol uyuşturucu bataklığına ilk olarak bu gecede düşüyor. Kumar ve kolay kazanma alışkanlığı çoğu insanda yılbaşında aldığı piyango bileti ile başlıyor. Hayat kadınlığı (!) hayat tarzı olmak zorunda kalmış/bırakılmış binlerce kadın, içine düştükleri bu çirkin tuzağa bu meşum gecede bulaşıyor.

Şu bir hakikat ki toplum içindeki konumu ne olursa olsun, gayri Müslim kültür havzasında yaşayan her Müslüman az ya da çok bu kültürden etkilenecektir. Fakat yukarıda zikrettiğimiz fıkhî çerçeve göstermiştir ki bu mesele sadece bir kültürel yozlaşma veya bir kültür zemini kaymasından ibaret değildir. Bu mesele bir iman-küfür, izzet-zillet meselesidir. Bunun için her Müslümana düşen vazife, bugünün felaketlerinden insanları sakındırmak, dilinden geldiği kadar uyarmak ve bu ulusal çılgınlıktan milletimizi bir nebze olsun kurtarmaktır. Rabbim bizi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?